Yazar biyolog_ugur Çarşamba, 04 Mart 2009 12:47
Müellif, evvela ırk nazariyelerini gözden geçirdikten sonraları çeşitli ırklar efradı arasında çeşitli ruhiyatçılar tarafından yapılmış olan yalın psikolojik fonksiyonlarla zekâ ölçüleri ve diğer psikolojik hususların mukayeselerini, bunlardaki cürüm ve marazilik temayüllerini, iptidaî düşünce meselesini ve nihayet biyoloji ve antropoloji bilginlerinin bu husustaki mütalealarını 125 sahife içinde zengin 1 bibliyografya birlikte ile vermek suretile derli toplu 1 deneme vücude getirmiş bulunuyor.
Eser çeşitli siyasî ve içtimaî temayüllerin şiddetle çarpıştığı 1 zamanda yazılmış olduğu ve müellifin de ilmi ilim için değil de aksiyon ve yaşam için telâkki ettiği kitabın altı sahifelik hararetli ve heyecanlı girişinden başlıyarak az epey sonuna kadar sürek etmesile anlaşılıyor. Irk psikolojisinin henüz gelişme devresinde bulunduğu bu girişte söylendiğine göre bu hususta verilebilecek hükümlerin ne olumlu, ne de menfî olmaması beklenirken müellifin bunu tehlikeli görerek ancak ırk üstünlüğünün değil, bütün türlü üstünlüğün, ideal 1 ümid ve müsavatçı 1 tasavvura dayanarak, mevhum 1 şey olduğunu sav ediyor ve bugün insanların henüz filen olmasa da kuvve halinde ayni seviyede 1 uygarlık yaratmak imkânlarına sahib olduklarını müdafaa etmek ihtiyacını duyuyor. Genc 1 âlimin bu idealist insanseverliği bugün için ham 1 düş olsa dahi günün birinde güzel 1 gerçek de olabileceği için ümid ve muhabbetle karşılanabilir.
Fakat yaşanan hakikatler âleminde madalyanın 1 de tersine bakmak zarureti bulunur. Burada henüz güçlü olsun, zayıf olsun insanların üstün olmağa, üstünlüğüne inanmağa ve üstünlüğünü tanıtmağa karşı mukavemet edilemez 1 temayül olduğunu daha çocuklukta görüyoruz. Bu temayül nereden gelirse gelsin kendini adeta 1 insiyak, 1 yaşamak iradesi, 1 yaşam atılganlığı halinde gerek ferdlerde ve gerek bunların teşkil ettiği ufak ve büyük topluluklarda ötedenberi gösteriyor: Tevrat, hemen baştanbaşa İsrail çocuklarının üstünlüğü davalarile doludur. Eski Yunanlılar ve Romalılardaki üstünlük iddiaları da her edebiyatlarını doldurur. Ortazaman bile boyluboyunca müslüman ve hıristiyan ümmetlerinin mutlak üstünlük inançları ve bu inançlardan doğan taassublarla çalkalanır. Rönesans uyanıklığını duyanlar epey geçmeden dünyanın efendisi olmak imkânlarının kendilerine açılmış olduğunu müjdelerler. Reform, katoliklik ve protestanlık üstünlüğü uğrunda senelerce kan dökmekten kendini alamaz 1 halde sürek eder. yepyeni Avrupa milletlerinin teşekkül etmelerile ile ise bu dava yedi başlı 1 ejder haline girmiş vardır. Buna karşı kural dışı teşkil eden asla 1 devir ve uygarlık göstermek kabil değildir. yalnız tektük birtakım mezhebler ve onların mahdud saliklerinde insaflı fikirler bulunabilir. ama bunların tarihte 1 rol oynadıkları henüz görülmemiştir. O halde temel sorun üstün ırk davası olmaktan ziyade ne namla olursa olsun insanların gerek ferden ve gerek toplum halinde ötedenberi sürek ettiregeldikleri 1 üstünlük davasıdır ki şayet bu hal insanlık namına 1 yara ise asıl onun tedavisi çarelerine bakmak icab eder. İşte aziz meslektaşım hekim Muzaffer Şerif Başoğlu temel itibarile bütün türlü üstünlük davalarını bertaraf etmek gayesile bugünün siyaset ideolojilerinden birinde görülen ırk üstünlüğü davasına bile bütün şeyden önce hakkını vermeği, daha doğrusu hakkından gelmeği 1 görev biliyor. Ayni zamanda bu vazifenin salâhiyetini, hayatını vakfedeceğini zannettiğim psikoloji ilminden alıyor ve bunun için de oldukça emek sarfederek buna ilave olarak dikkate lâyık oluyor. Ben de eseri bu dikkatle okudum. Kitabın metninde mevzuunu olabilir mertebe psikolojik 1 tahlilden geçirmeğe dikkat eden müellif, baştaki altı sahifelik girişte her üstünlük davalarını münhasıran emperyalizmin büyük gelişme devresinde müstevlilerin birbirini fıtri bi şekilde üstün görmeleri iddiası üzerine temellendirmek istiyor. Filhakika müstevlilerin bu görüşü vakidir ve bundan böyle vaki olmıyacağına değin de katıî hiçbir delil yoktur. Çünkü üstünlük davası yalnızca müstevlilerin siyasî 1 aleti bi şekilde kalmıyor, müstevli olmıyan ya da olamıyanlarda bile üstünlük duyguları mevcud bulunuyor. O halde bunların da 1 istilâ fırsatı bekledikleri sav olunabilir ve buna göre üstünlük hırsının umumi olduğu neticesine varılır ki asıl psikolojik sorun de burada olsa gerektir. çok bi şekilde bugünkü her terbiye ve tahsil müesseseleri bu üstünlük hırsını körükleyecek surette çalışmayı 1 anane haline getirmişlerdir. Daha doğrusu ufak büyük bütün insan toplumu tanrıyı kendine maletmekle ve farklı toplumlar, tanrının üveyi 1 çocuğu gibi saymakta sürek etmektedir. En epey kendini beğenmiş ve ancak kendini düşünen kapalı benliklerimizi aşacak yepyeni 1 ruh doğmadıkça üstünlük hırsını aşmak ümidi beyhude olacaktır.
Evet, insanlar ümidle yaşarlar, ama yaşadıkları hali de görmek zaruretindedirler. Aksi takdirde muhit ve zamanlarının kurbanı olmak tehlikesine maruzdurlar.
Müsavat ideallerimizle yaşadığımız gerçeklikler arasında barıştırılamayacak kadar büyük 1 tezadın asırlarca sürek etmesi ve buna rağmen de müsavat idealinin yılmaması bütün ikisinde de birer gerçek hissesinin olduğunu gösteriyor. vakit ve tecrübeler günün birinde bütün ikisindeki gerçek hisselerini ayırd ettirecektir. Bundan hiç nevmid olmıyarak diyebiliriz ki bugünkü ideal ve hakikat telâkkilerimizde herhalde 1 takım fazlalık ve eksiklikler olacaktır. Çünkü ideallerimize vahimeler karıştırmamız ne kadar varid ise hakikat zannettiğimiz 1 epey şeylerin bizim vahimelerimizle yaşamış olmaları da o kadar muhtemeldir. Onun için bu hususta daima mütecessisi ve tenkidci 1 şüphecilik takib etmek en hayırlı yol olsa gerektir.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|











